Mezuniyet yaklaşırken öğrenci-mezun buluşmalarımız

Ankara'nın beyaza büründüğü güzel bir kış gününde, Üniversitemiz 4. sınıf öğrencilerinden bir grup ile Vakfımızın tecrübeli mezunlarını kahvaltıda bir araya getirdik. Üç değerli mezunumuz, Sayın Erinç Yurter (Sosyoloji), Ahmet Aydın (Makina Müh.) ve Ahmet Gönüllü (Elektrik ve Elektronik Müh) hayat ve iş tecrübelerini paylaştılar. Ayrıca Vakıf Yönetiminden de Erdal Yılmaz, Zekiye Demir ve Caner Evlice katılım sağladılar.

Eşi de ODTÜ'lü olan Erinç Yurter  aile olarak girişimci bir niteliğe sahipler. Kurutulmuş meyve ve sebze sektöründe ihraç kalitesinde ürünler ortaya koyan ve özel kurutma yöntemleri geliştirmiş olan şirketin sahipleri. Aynı zamanda  iş yerlerinde yenilenebilir enerji kullanımı konusunda da özel bir hassasiyetleri var. ODTÜ'den mezun olduktan sonra yurtdışına gidip İngiltere'de yüksek lisans eğitimini yaptıktan sonra ülkesine geri dönen Erinç Yurter, başarılı olmada üç faktörün kesişimini yakalamanın önemli olduğuna dikkat çekti: En iyi bildiği işi yapmak, en sevdiği işi yapmak ve yaptığın işin para getirmesi. ODTÜ'lülerin ticari sektörde bir saygınlığının olduğu ama değer üretmeyenin de saygınlığının söndüğü, dolayısıyla ODTÜ'lüler değer ürettikçe de ODTÜ’nün saygınlığının artırdığını vurguladı. Girişimciliğin önemli olduğu ancak sürdürülebilirlik olmadıkça bir yere varılamayacağı, sürdürebilirlik için de sabır ve sebatın önemli olduğunu hayat tecrübelerinde gördüklerini belirtti.

Ahmet Aydın ise ODTÜ Makina Mühendisliğinden mezun olduktan sonra aynı  bölümde asistanlık yapıp yüksek lisans ve doktora çalışmalarında bulundu. Daha sonrasında özel sektörde, BOTAŞ ve EPDK'da görev yaptı. Ahmet Aydın, ODTÜ'lülerin sektörde kendini hemen belli ettirdiklerine, başarılı olduklarına, özgüvenlerinin yüksek olduğuna ve okulda verilen disiplinin bu başarıda çok etkin olduğuna vurgu yaptı. Eğitim hayatımızda aldığımız bu gizli disiplinin bizi profesyonel hayatımızda başarıya götürdüğünü, ODTÜ'lünün iş ortamında başkasına yük değil başkasının yükü taşıyan nitelikte ve çözüm önerileriyle masaya oturan kişiler olduğunu, ODTÜ'lü ile çalışmanın çalışana avantaj sağlayacağını belirtti. İşletmelerin hayat çevriminde İbni Haldun'un hayat çevrimine ve bir başarının eğer kendini yenileyemezse en çok 4 nesil süreceğine dikkat çekti. Devralınan mirasın yeni ve özgün teşebbüslerle güçlenmesinin önemine değindi.  İş ortamında inanç sistemimiz ile bağlantılı hareket etmemizin önemli olduğunu özellikle Kur'an'daki Fatiha Suresinin bize hesap vermeyi hatırlattığına, yaptığımız işlerde de "hesap verebilirlik" anlamında bunu dikkate almamız gerektiğine vurgu yaptı.

Son olarak; "başkalarının hayatını yaşayamayacağımızı ancak onlardan örnek alarak kendi hayatımızı yönlendirebileceğimizi ve dolayısıyla kendimizin diyebileceğimiz bir hikayemizin de böylece oluşturabileceğini ve bunun bize maliyetinin daha az olabileceğini" diyerek sözlerine başlayan Ahmet Gönüllü, 9 çocuklu bir aileden gelerek ODTÜ'ye derece ile ilk sıralarda girip bölümü şeref öğrencisi olarak bitirdiğini, bir Amerikan firmasında yurt dışı iş fırsatları varken ülkesinde kalmayı tercih ettiğini ve mezun olduktan sonra aynı  bölümde master yaparken TÜBİTAK'ta görev aldığını belirtti. Lise yıllarında kendisine bilim adamı olmayı hedef edindiğini, ancak buna fırsat verilmeyince bir arkadaşıyla diplomalarını ortaya koyarak teknoloji firması kurduklarını söyledi. Türkiye'de ilk dalma elektro-erozyon (electric discharge machining) tezgâhını geliştirmeye başladıklarını ve 1993 yılında Türkiye'de üretilmiş ilk CNC kontrollü dalma elektro-erozyon tezgâhını satışa sunduklarını ve bunun gibi birçok özgün ürünü de geliştirdiklerini belirtti. İş hayatında girişimcilik ve sürdürülebilirliğin (kurumsallaşma) dikkatli ve ayrı ayrı yönetilmesi gerektiğini, bunun hiçte kolay olmadığını hayat tecrübelerinde gördüklerini, kendi firmalarında bu zor süreci ancak 2005'lerde aşabildiklerini ifade etti. Bu problemin hepimizin (ülkemizin) problemi olduğunu belirtti. Türkiye'nin mevcut ekonomi ikliminde, üretim yapanların veresiye veren tüccarın durumunda olduklarını, dolayısıyla büyük risk aldıklarını ifade etti. Ne yetiştirmek istiyorsak, onun serpilip gelişeceği ortamı hazırlamamızın gerekliliğine vurgu yaptı. Kısaca “Altını olan, kuralı koyar” şeklinde ifade etti. Aynı gemide olduğumuz realitesinin yeterli olmadığını, aynı zamanda aynı geminin farklı unsurları olarak bütünün parçaları yani, motoru, şanzumanı, balatası vs olduğumuzu unutmamamız gerektiğini belirtti. Kısacası, yıllardır üretim yapan yani katma değer üretenlerin Türkiye’de üvey evlat muamelesi görmemesi gerektiğini vurgulayarak  konuşmasına son verdi.

Toplantı soru cevap şeklinde öğrencilerin de katılımı ve yorumlarıyla devam etti.

Vakfımızın mezun-öğrenci buluşmasına farklı mezun ve öğrencilerimizle belli aralıklarla devam edeceğiz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Comments are closed.